DOĞARKEN BAŞLAR HİKAYEN

merton kolej kitaplığındaki tarihi kitaplar

Ayrılmıştı herkesten. Başkaydı düşüncesi. Çok bir şey değildi ki hayattan istediği. Çocuğu da olmamıştı. Köyün delisi olmayı köyün kaçkını olmaya yeğlediği bir gün; tasını tarağını bir küçük çantacığa sığdırıp düştü yollara. Cebinde biriktirdiği az para, hayalinde biriktirdiği çok dünya ile başladı tedirgin yolculuk. Aransa bulunurdu elbet ama arayanı olmayacağına emindi adı kadar. İşte Emine kızın zorlu mücadelesi böyle başlamıştı yeni dünyasında. Aslında hayata gözlerini açmaya yarım saat kala anacığını kan kaybından kaybettiğinde hastaneye jandarma eşliğinde getirilmişti. Ölü anacığının cansız bedeninden canlı doğumla teyzesinin kollarına emanet edilmişti. Babasını hiç tanımadı. Teyzesi; annesiyle evlendiklerinin üçüncü ayında bir sabah çarşının orta yerine yığılıp kaldığını anlatmıştı.

Teyzesi de kalabalık köylünün yapayalnızıydı. Dışlanmışıydı. En sonunda kimsesiziydi. Eniştesi yıllar önce Almanya’ya gidip bir daha dönmeyenler kervanında teyzesinin gençliğini, hayallerini köyün şuursuzlarına emanet etmişti. Köyün erkekleri emanete hıyaneti pek sevdi kısa zaman sonra. Teyzesi iki haylaz oğluna da sahip çıkamadı. Biri uyuşturucu yüzünden bin bir hevesle gittiği büyük şehirde yitip giderken, diğeri kardeşinin peşinden onu kurtarmaya gittiğinde mafyaya yakasını kaptırdı. İkisinden de haberi yoktu teyzesinin. Ne bir oğlunun öldüğünü bildi, ne diğerinin akıbetini. Aklı da zamana yenik düşüyordu. Acıları, hızla kapanan pencere perdeleri ve somya gıcırtılarında hafızasını elinden aldı.

Emine’yi de koruyamadı teyzeciği. Emine’ye göz koyan biri,  zeytin ağacı gölgesinde ayırdı ruhunu bedeninden. Yıllarca gölgelerden kaçtı Emine. Ayrılmıştı herkesten ve her şeyden. Gölgeleri ona dar eden kişi, nikahına alsa da, sığamadı dünyası kabına. Çocuğu da olmamıştı. On iki yaşında çocuk Emine, köyün herkes tarafından bilinen teyzesinin, sisli puslu gölgesinde hiç arkadaşı olamadan ergen olmuştu. Teyzesi yıllarca koruyup saklamıştı oysa. Sığındığı tek sıcaklığı, Emine’siydi O. Annesiz, babasız, kardeşsiz, arkadaşsız, kimsesiz yılların içinde daha doğarken başlayan hikayesi dayakçı kocasının başını avludaki tulumbaya çarpması sonucu değişti. Yıllar geçmek bilmiyordu zaten. O an zaman da durmuştu artık. Karar verdi kaçmaya. Doğruldu yerden, kaşı açılmış, yüzü kan içinde testiyi kaptığı gibi arkasını dönüp giden sözde kocasının ensesinde patlattı yılların acısını. Öylece yere yığıldı kocası. Onun ceplerinden sıyırdığı üç beş kuruşu , öte beriyi bi çantaya tıkıp sabahı beklemeden yollara düştü.

İlerdeki köye kadar nasıl yürüdüğünü bilmeden sabah şehre giden ilk vasıtaya bindi. Ölmemişti musibet . Allahtan çocuğu olmamıştı. Teyzesine üzülüyordu. Ardında kalan garipti. Artık kimse ilişmiyordu teyzeciğine. Köyün delisi teyzesi , kaçkını da Emineydi. Kim bilebilirdi yazısının ağırlığının bedeninden çok büyük olacağını. Üç beş köy ilerlemişlerdi. Yanına saçları iki yanından örgülü güzelce bir kız oturdu. Hemen hemen aynı yaşlarda olsa gerekti. Ara ara gözlerinden yaşlar kucağına dökülüyordu kızın. Sordu Emine : “İyi misin?” Narin’di adı. Anneannesinin ölümüne yetişememişti. Defin işlerine yetişebilmişti. Anne babası İstanbul’daydı. Yanlarında çalıştıkları aile izin vermemişti annesinin gitmesine. Yalının yemek işlerine bakıyordu. Babası da bahçe işlerine. Narin kız da onların yanında yardım ediyordu işlere. Sessizce “Anneannemin ölümüne geldim. Yetişemedik, annemi de göremedi. Çok üzgünüm. “ dedi. Yol yarenliği yaptılar. Emine, eşinin şiddetinden kaçtığını söylemekle yetindi. Çaresiz kaçtığını, eşinin ölmediğini ama kendisini aramayacağını da iyi bildiğini. Onu sevmediğini, sevmediğini de yıllardır belli ettiğinden dolayı her geçen gün artan şiddetinin onu nasıl günden güne ezdiğini anlattı. O gece olanları da.

Narin kız Emine’ye hayatının teklifini yaptı; “Yalının temizlikçisi işi bırakacak. Yerine sen gel” deyiverdi. O günden sonra dostlukları bir ömür sürdü. İkisinin de kardeşi yoktu ama yıllar boyu kardeşten ileri olacaklardı. Emine kız hiç evlenmedi. Kitaplar ve Narinden başka dostu da olmadı. Okumak iyi geliyordu. Yalıda uzun yıllar emeğiyle parasını kazanmanın tadını çıkardı Emine. Kendine ait bir yaşam kurmanın ayrıcalığını fark etti. Kendi ayakları üzerinde durmanın gücünü keşfetti. Özgürlük güzel şeydi. Bu güzelliğe, böylesine kolay ulaşmasını sağlayan Tanrıya hep şükretti. Narin’le kesişmemiş bir yolculuğun sonuna dair hiç fikri yoktu. Fakat iyi biliyordu ki çıktığı girdaptan daha büyükleri vardı. İyi ki Narin’le karşılaştı. Okuduğu kitapların birinde; yaşamda hiçbir şeyin tesadüf olmadığı yazılıydı. Öyleyse Tanrı onu tesadüfen Narin’le buluşturmadı. Masmavi gökyüzünün altında huzurla var olmak geçmişin yaralarını sararken Emine’yi yavaş yavaş geleceğe taşıyordu. Unutmuştu her şeyi ve herkesi. Biri hariç: Teyzesi. Ne geri dönebildi. Ne haber alabildi. Ne de haber gönderebildi. Her zaman düşündeydi. Kalbinde taşıdığı tek sevdiğiydi. Anne yarısı olarak onu hep sevgiyle ve küçüklüğündeki gibi tertemiz koruyacaktı anılarında. Tek sevinci vardı onu çoğaltan; hayatı başladığı yerde bitmemişti. Kötü başlayan yaşam yolu, seyri güzelleşen bir yola bürünmüştü. Her şerde bir hayır var derdi teyzesi. Narin ile tanışmak Emine’nin hayrı olmuştu o olayın sabahında. Doğarken başladı hikayesi ve mutlu sona erdi. Hep masallarda olur diye bildiği mutlu son, kendi başına gelmişti nihayet.

 

 

Bu öykü şiddet gören tüm kadınların hayatının mutlu sona ermesi umuduyla mutlu sona bağlanmıştır.

 

ipekçe/ 07.11.2014

 

 

© İpeginenerjialani sayfasında yer alan tüm yazılı eserler koruma altındadır.

Türkiye Cumhuriyeti Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ya da kısaca FSEK, Türkiye‘de 5 Aralık 1951 tarihinde kabul edilmiş ve halen yürürlükte olan 5846 sayılı kanundur. Resmî Gazete‘nin 7981 no.lu sayısında yayımlanarak, 13 Aralık 1951 tarihinde yürürlüğe girdi.Kanun, bilgisayar programları dahil bilim, edebiyat, müzik, güzel sanatlar ve sinema eserlerinden doğan hakları tanımlar ve güvence altına alır. Buna göre ilgililerin bu eserler dolayısıyla maddi ve manevi yetkileri doğar.

Reklamlar

DOĞARKEN BAŞLAR HİKAYEN’ için 6 yanıt

  1. Bence başlangıç için çok güzel bir hikaye, ilk taslağını duyduktan sonra okumaya dayanamadığım satırlardan sonra çok daha akıcı ve hikaye kokuyor. Ancak romanlarda beklediğim, hatta efsane “çalı dikeni” tasviri kadar olma da biraz daha tasvir beklerdim… Ellerine, zihnine sağlık…

    Beğen

  2. Gercekten surukleyici bir hikaye olmus.Okurken devamını merak ettiğim ve hayatin icinden kesitler anlatan, kelimelerin güçlü bir dille anlatıldığı hikaye…başarılarının devamını dilerim ablacığım:)

    Beğen

  3. Hayatın gerçeği… Okurken gerçek bir olay gibi hissettirdi bana. Betimlemeler çok iyi kullanılmış. Ellerine, yüreğine sağlık. Devamını sabırsızlıkla bekliyorum ablacım.

    Beğen

  4. Bu ne güzel betimlemeler…Suyu kana kana içmek gibi okudum hikayeni bir solukta…Umutlar içinde cesaret getirir ve geleceği var eder. Umudun, umudumuzdur. Enerjinle varolasın İpek 🙂

    Beğen

  5. Anlatım akıcı olmuş, okudukça insan sonunu merak ediyor ve iyi olanı ümit ediyor..ki öyle olmuş. Gerçek hayatta da ümit edelim ki Emine ler güçlü olsun ve başarabilsinler…arkadaşım deneme yazın güzel olmuş, Tebrikler.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s